06 Aralık 2007

Dönüş

SonbaharSonbahar
SonbaharSonbahar

İçimdeki, hafızamdaki takvim Ekim başında durmuş. Havanın soğumaya yeni başladığı, öğlenlerin hala sıcak olduğu günlerde. Takvim artık Aralık. Tokyo'ya Sonbahar geç gelir, yapraklar gecelerin 5-6 derecelere düşmesiyle artık ikna olmuş. Yapraklar bizlere son kez en güzel renklerini gösterip rüzgara savrulup gidiyor işte. Bu gün çektim bu resimleri.

Tüm mesajlarınız için teşekkürler. Babam hala yoğunbakımda ve işe dönmem gerekti işte. Tedirginlikle, kulağım telefonda, aklım ve kalbim o hastane odasında, hastanenin bahçesinde, İstanbul'da çoktan dökülmüş ve süpürülmemiş yapraklarda. Gözlerimde, gözlerini açıp bana soru soran gözlerle ve korkuyla baktığı an.

Bilirsiniz işte.

27 Kasım 2007

Yaşamın içinden-3

Herkese mesajlar için teşekkürler.
12 Kasım'da Tokyo'ya döndüm, ama 16 Kasım'da babam kalp ve solunum sorunları yüzünden yoğun bakıma kalkınca geri geldim.
Şu anda ufak iyileşmeler olsa da hayati tehlikesi devam ediyor, sunni solunumdan ayıramıyorlar.
Tıp bir yere kadar diyenler doktorlar.
İşyerindeki patronum bu kadar ücretsiz izne göz yumdu, gerçekten çok minnetkarım.

Yeniden büyük bir aksilk olmazsa 2 Aralık'ta Tokyo'dayım.

Günlerin ne getireceği hiç belli olmuyor.

03 Kasım 2007

Yaşamın getirdikleri-2

Aşağıdaki yazıma yanıt gönderen herkese çok ama çok teşekkür ederim. Verdiğiniz desteğin beni ne kadar sevindirdiğini anlatamam.

Halen İstanbul'dayım. Babamın radyoterapi tedavisi Pzt. başlıyor, bir aksilik çıkmazsa 12sinde İst.dan ayrılıyorum. Kısa sürede tedavinin yanıt vereceğini ve şu andaki sol tarafındaki felcin geçeceğini umuyoruz.

Herkese tekrar teşekkürler.

Not: Söylemeye gerek yok, tanıdık doktor, hastane ve para olmadan insan sevdiklerine gönlünce tedavi imkanı sağlayamıyor.
Nedense Türkiye'de bir hastalığın olunca etrafındaki herkes senden daha hasta olduğunu ispatlamak için yarışa giriyor, bunun altında yatan nedeni anlayamadım.

20 Ekim 2007

Yaşamın getirdikleri


Çarşamba akşamı telefonu kapattım. Bir süre öyle durdum, annemin söylediklerini kafamda çevirdim. Yok anlamamıştım. Babam iyi değildi. Ne kitlesi ne MR'ı ne beyini ne ameliyatı. Sonuçta bir defa daha telefon.

Salı akşamı İstanbul'dayım.

19 Ekim 2007

Tokyo Soykırımı, 3 Mart 1945

Bir arkadaşımın sitesine bakmanızı isterim. Tokyo Soykırımı, 3 Mart 1945. Ek bir yorum yapmayacağım.

Not: Bazı fotoğraflar yanık ceset resimlerini rahatsız edici bulanlar için iyi bir fikir olmayabilir.

13 Ekim 2007

Bayramda trenler bedava oluverdi!

BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN! SAĞLIK VE MUTLULUK DOLU NİCE BAYRAMLARA!

Bir zaman büyükşehir beledeiyeleri bayramlarda ulaşımı bedava yapardı. Herhalde şimdi de öyledir.

Bugün de Japon Demiryolları (JR) bize kıyak yaptı. Bugün sabahtan yolculuk bedavaydı!! Yani biz de bayram yaptık.

Şaka bir yana, bugün çok tarihsel bir gündü. Bilet gişelerine elektrik veren şebekede arıza olunca, sabahın en yoğun saatlerinde istasyonları kalabalıklaştırmak istemeyen JR gişeleri bedava yaptı. Şimdiye kadar hiç şahit olmadığım birşeydi. Japonya'da da böyle şeyler oluyor yani.

01 Ekim 2007

Bir gecelik ağalık

YazfestYazfestYazfest
YazfestYazfestYazfest
YazfestYazfestYazfest
YazfestYazfestYazfest

Tokyo'ya gelmiş herkesin bildiği gibi Tokyo çok kalabalık bşr şehirdir. Kalabalık trenlerde geçen zaman, uzun çalışma saatleri gittikçe stres birikimi yapar.

Haftasonları kaçamakları yapmak ve Tokyo dışında haftasonlarını geçirmek çok çekici, adeta kaçınılamaz hale gelir. Shinkansene atlarsın, iki saatte "taşradaki" kasabalarda bulursun kendini. Bu kaçamakların benim için en vazgeçilmez tarafı Japon stili han ya da oteller, "ryokan"lardır.

12 yıl önce ilk defa ryokanda kaldığım zamanı hatırlıyorum. Izu'daki Shuzenji kaplıca (onsen) kasabasında. Çok rahat hissetmiştim kendimi. Sonraları pek çok ryokanda kaldım ve aralarındaki benzerlikleri, farkları gözlemleme, yaşama fırsatı buldum. Her ryokan misafirperliğin, oda dekorasyonun, akşam yemeklerindeki sunumun ve banyonun özel bir kombinasyonunu sunar. Turizm ve otelcilik işindeki herkesin bildiği gibi misafirperverlik ryokanları birbirinden ayıran en önemli özellik. Ryokanlardaki misafirperverlik oldukça resmi - insanı sıkmayan cinsinden. Misafirler ev sahibi, ağası gibi hisserderler kendilerini. Detaylara gösterilen özen, servisteki herşeye imzasını atar ve bunların hepsi personelin saygılı gülümsemesiyle pekişir.

Ryokanlarda kaldığım zaman hep kendimi ağa gibi hissederim ben de. Hizmetçi ve uşakların emrime amade olduğu büyük bir evin sahibi. Bu ağalık bir gecelik olsa da, ryokandan çıkış zamanı haftanın sıkıcı tekdüzeliğine dönüşün habercisi olsa da, oradaki zamanın tadını çıkarırım, hep sürecekmiş gibi. Zaten büyük başın büyük derdi, böyle büyük tek bir evin sahibi olmak ve sorumlulukla boğuşmak yerine, her seferinde bir başka evin geçici ağası olmak daha iyi.

Sihir bitse de sıkışık trenlerde Pazartesi işe giderken son ağalık tecrübesini hatırlar ve bir dahaki kaçışı düşlerim.

19 Eylül 2007

Şekilcilik


Japonya'da daha önceden de yazdığım gibi düzen ve şekil önemlidir. Ufak tefek şeylerde bu hep görülür. Duvar fayansları birbirine tam dayalıdır. Yollarda çarpık çurpukluk olmaz. Trenler zamanında gelir. (İstisnalar da var tabii) Falan filan liste uzun. Ama bir de şekilcilik var. Herşeyin belirlenmiş, önceden kabul edilmiş normlara uyması gerektiği düşüncesi. Kalıpların, normların, belirli şekillerin ötesine geçememe. İş yerinde bazen insanlar yeni birşey önermek kolay da onu kabul ettirmek çok zor.

Heryerde müşteri kraldır, ama Japonya'da daha kraldır. Ama bazı durumlarda insan öyle hissetmez işte. Yemeklerde menünün biraz dışında birşey istemeye çalışın. İstisnasız alacağınız yanıt "özür dileriz ama olmaz" olur. Resimdeki kek ve kahve seti Yamaguchi'ye bağlı Hagi kasabasındaki harika eski bir evi mekan olarak kullanan kafeden. Bu set 700 yendi. Ben de "kahve değil de çay istesem" diye sordum. Servisi yapan kız suratını buruşturup hiç tereddütsüz yukarda yazdığım yanıtı yapıştırdı. Oysa tek başına ısmarlandığında çay daha ucuzdu kahveden, yani fiyat farkı sorun olamazdı, ya da öderdik canım...Ama olmadı işte. Geçen sene de arkadaşlarla Kamakura'ya gitmiştik. Öğle yemeğinde menülerden birinde yam (Hint yerelması??) vardı, diğerinde yoktu. Arkadaş yam olmayanı istedi çünkü onun istediği bir başka şey vardı o menüde. Sordu "ek olarak yam alabilir miyim, farkı öderim." Garson kız gitti mutfağa sordu. Yine yukardaki yanıtı aldı. Ben de yine bir lokantada salatadaki ince dilim domatesden memnun kalmayıp söğüş domates istemiş ve yine aynı yanıtı almıştım.

Bu konunun kökenleriyle ilgili benim teorilerim var, ama önce sizin yorumlarınızı alayım.

10 Eylül 2007

Refahtan payını alamayanlar

Geçen haftalarda Japon ve yabancı basında çıkan bir haber bilmem bizim basında yankı buldu mu.

Binlerce orta yaş üstü Japonun internet/manga kahvelerini mesken edindiğine dair. Gecelik içecekler dahil 1000 yenden (10YTL?) ucuza gelen bu yerlerde insanlar sandalye tepesinde sabahlayabiliyormuş. Kira ödeyemeyen, ya da kira ödese de kiralık bir ev için gerekli olan kefili bulamayan, ya da pek çok yerde gerekli depozitoyu koparamayan insanlar yaşlıca insanlar.

90'lardan itibaren şirketlerde iş güvenliği azaldı. Bilgisayar kullanamayan ya da modern ofis şartlarına, performansa bağlı değerlendirmelere alışamayan, ekonomik bozukluk nedeniyle işini kaybeden pek çok insan kendini sokakta buldu.

Geçen hafta Tokyo ve bölgesini doğrudan vuran tayfunda kabarıp taşan nehirler evsizler için de sorun oldu. Tokyo belediyesi parkları ve sokakları evsizlerden "temizledikçe", insanlar da nehir kenarlarına kaçtılar. Ama nehir kabarınca bu sefer de sele kapılma tehlikesi başgösterdi. İtfaiye evsizleri kurtarmak için bir hayli uğraştı.

03 Eylül 2007

Yaz festivalleri

YazfestYazfestYazfest
YazfestYazfestYazfest
YazfestYazfestYazfest


Tokyo'da bile hala pek çok mahallede yaz festivalleri yapmak geleneği devam ediyor. Festival yerine panayır değimini kullanmak daha yerinde belki de. Yiyecek içeceklerin saıtldığı seyyar satıcı tezgahları, maharetlerin gösterildiği sahne, geleneksel kıyafetle gezenler ve yerel Shinto tapınağının sembolleri gün boyu süren bir eğlencenin parçaları. Resimdekiler sırasıyla: mahalli danslar, sokaktaki görünüm, okul "müsamereleri", el falcısı amca (bu amca so yıllarda gözükmüyor artık), soba (yulaftan yapılma noodle-erişte) yeme yarışması (en fazla götüren, kap sayısı fazla olan kazanır), taiko çalan kız, gece lambalı manzara.

Yazın bu zamanlarını çok severim. Çelik-cam kaplı işyerleri ve metrolarda geçen gündelik hayat içinde ancak böyle şeyler Japonya'da olmayı hatırlatıyor işte.