Eskiden yabancıların taşıdığı Alien Registeration Cards için parmak izi alınır, kartlartlarda da bu parmak izinin örneği basılı olurdu.
Sonra bu ayrıla neden oluyor falan diye 2000lerde kalktı.
Şimdi daha esaslı bir uygulama başladı. ABD'ye bile baskın çıktılar: Japonya'ya girişte tüm yabancılar her zaman hem fotoğraf çektirecek hem parmak izi verecek.
Tokyo'daki yabancıların eskilerinden ve bir iki şirket sahibi Terrie Loyd hemen döşenmişti konu üzerine.
İstanbul'dan ikinci dönüşümde uygulamanın başladığını gördüm. 3 hat vardı: İlk giriş yapan yabancılar, Yeniden giriş yapanlar, Japon vatandaşları ve Özel Sürekli Oturma İzni olanlar. Benim Sürekli Oturma İznim var, ama "Özel" değil. Özel, 2. Dünya Savaşı sonrası burada kalan Çinli ve Koreliler için. Sonuç olarak vergi ver, Sürekli Oturma İzni için 10 yıl geçmesini bekle, üstüne üstlük 8 aylık başvuru sürecinde bin türlü soruşturmadan geç ve yine de "yabancıdır, teröristlerle işbirliği yapabilir" zihniyetini gör. Japon vatandaşlığına geçmiş yabancılar için de yakında bir iyilik düşünürler.
"Ortak Renkler", ortak renklerimiz. Bu sayfaları okuyanlar belki kendilerinden bir şeyler bulacaklar benim renklerimde.
13 Aralık 2007
10 Aralık 2007
"Yaz gazeteci yaz"
Tokyo'da yayın yapan J-WAVE radyosunu açtım. Acaip tanıdık ama 70'lerden gelen bir müzik. Birden Türkçe duyulmaya başladı. Selda mı dedim, evet.
Jam The World 10 Aralık'da On the Air listesindeydi. Google'da aradım, işte orijinal olmasa da klip iyi olmuş. Yalnız YouTube'dan otomatik gelen Kürdistan falan yazan klipleri şimdi farkettim:(
Jam The World 10 Aralık'da On the Air listesindeydi. Google'da aradım, işte orijinal olmasa da klip iyi olmuş. Yalnız YouTube'dan otomatik gelen Kürdistan falan yazan klipleri şimdi farkettim:(
Japonya her zaman orta yol
The Economist'in geçen haftaki sayısında Japonya özel sayısı vardı. Konuya ilgi duyanlara tavsiye ederim.
Japonya'nın 80'in sonuna kadar dünyaya örnek olan şirket yönetim sitilini 90'ların sonunda başlayarak Amerikan tarzına çevirmeye başlaması üzerine. Yazı son yıllardaki M&A aktiviteleri, sosyal problemler ve gittikçe yaşlanan nüfusun yanında, teknolojiyi hala üreten ve rekabet eden Japon modeline dikkat çekmiş. Sözü şöyle bağlamış: Japonya kim nederse desin her zaman kendi yolunu ortada bulur ve devam eder. Eskiden beri, din de dahil doğru.
Japonya'nın 80'in sonuna kadar dünyaya örnek olan şirket yönetim sitilini 90'ların sonunda başlayarak Amerikan tarzına çevirmeye başlaması üzerine. Yazı son yıllardaki M&A aktiviteleri, sosyal problemler ve gittikçe yaşlanan nüfusun yanında, teknolojiyi hala üreten ve rekabet eden Japon modeline dikkat çekmiş. Sözü şöyle bağlamış: Japonya kim nederse desin her zaman kendi yolunu ortada bulur ve devam eder. Eskiden beri, din de dahil doğru.
06 Aralık 2007
Dönüş
İçimdeki, hafızamdaki takvim Ekim başında durmuş. Havanın soğumaya yeni başladığı, öğlenlerin hala sıcak olduğu günlerde. Takvim artık Aralık. Tokyo'ya Sonbahar geç gelir, yapraklar gecelerin 5-6 derecelere düşmesiyle artık ikna olmuş. Yapraklar bizlere son kez en güzel renklerini gösterip rüzgara savrulup gidiyor işte. Bu gün çektim bu resimleri.
Tüm mesajlarınız için teşekkürler. Babam hala yoğunbakımda ve işe dönmem gerekti işte. Tedirginlikle, kulağım telefonda, aklım ve kalbim o hastane odasında, hastanenin bahçesinde, İstanbul'da çoktan dökülmüş ve süpürülmemiş yapraklarda. Gözlerimde, gözlerini açıp bana soru soran gözlerle ve korkuyla baktığı an.
Bilirsiniz işte.
27 Kasım 2007
Yaşamın içinden-3
Herkese mesajlar için teşekkürler.
12 Kasım'da Tokyo'ya döndüm, ama 16 Kasım'da babam kalp ve solunum sorunları yüzünden yoğun bakıma kalkınca geri geldim.
Şu anda ufak iyileşmeler olsa da hayati tehlikesi devam ediyor, sunni solunumdan ayıramıyorlar.
Tıp bir yere kadar diyenler doktorlar.
İşyerindeki patronum bu kadar ücretsiz izne göz yumdu, gerçekten çok minnetkarım.
Yeniden büyük bir aksilk olmazsa 2 Aralık'ta Tokyo'dayım.
Günlerin ne getireceği hiç belli olmuyor.
12 Kasım'da Tokyo'ya döndüm, ama 16 Kasım'da babam kalp ve solunum sorunları yüzünden yoğun bakıma kalkınca geri geldim.
Şu anda ufak iyileşmeler olsa da hayati tehlikesi devam ediyor, sunni solunumdan ayıramıyorlar.
Tıp bir yere kadar diyenler doktorlar.
İşyerindeki patronum bu kadar ücretsiz izne göz yumdu, gerçekten çok minnetkarım.
Yeniden büyük bir aksilk olmazsa 2 Aralık'ta Tokyo'dayım.
Günlerin ne getireceği hiç belli olmuyor.
03 Kasım 2007
Yaşamın getirdikleri-2
Aşağıdaki yazıma yanıt gönderen herkese çok ama çok teşekkür ederim. Verdiğiniz desteğin beni ne kadar sevindirdiğini anlatamam.
Halen İstanbul'dayım. Babamın radyoterapi tedavisi Pzt. başlıyor, bir aksilik çıkmazsa 12sinde İst.dan ayrılıyorum. Kısa sürede tedavinin yanıt vereceğini ve şu andaki sol tarafındaki felcin geçeceğini umuyoruz.
Herkese tekrar teşekkürler.
Not: Söylemeye gerek yok, tanıdık doktor, hastane ve para olmadan insan sevdiklerine gönlünce tedavi imkanı sağlayamıyor.
Nedense Türkiye'de bir hastalığın olunca etrafındaki herkes senden daha hasta olduğunu ispatlamak için yarışa giriyor, bunun altında yatan nedeni anlayamadım.
Halen İstanbul'dayım. Babamın radyoterapi tedavisi Pzt. başlıyor, bir aksilik çıkmazsa 12sinde İst.dan ayrılıyorum. Kısa sürede tedavinin yanıt vereceğini ve şu andaki sol tarafındaki felcin geçeceğini umuyoruz.
Herkese tekrar teşekkürler.
Not: Söylemeye gerek yok, tanıdık doktor, hastane ve para olmadan insan sevdiklerine gönlünce tedavi imkanı sağlayamıyor.
Nedense Türkiye'de bir hastalığın olunca etrafındaki herkes senden daha hasta olduğunu ispatlamak için yarışa giriyor, bunun altında yatan nedeni anlayamadım.
20 Ekim 2007
Yaşamın getirdikleri
Çarşamba akşamı telefonu kapattım. Bir süre öyle durdum, annemin söylediklerini kafamda çevirdim. Yok anlamamıştım. Babam iyi değildi. Ne kitlesi ne MR'ı ne beyini ne ameliyatı. Sonuçta bir defa daha telefon.
Salı akşamı İstanbul'dayım.
19 Ekim 2007
Tokyo Soykırımı, 3 Mart 1945
Bir arkadaşımın sitesine bakmanızı isterim. Tokyo Soykırımı, 3 Mart 1945. Ek bir yorum yapmayacağım.
Not: Bazı fotoğraflar yanık ceset resimlerini rahatsız edici bulanlar için iyi bir fikir olmayabilir.
Not: Bazı fotoğraflar yanık ceset resimlerini rahatsız edici bulanlar için iyi bir fikir olmayabilir.
13 Ekim 2007
Bayramda trenler bedava oluverdi!
BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN! SAĞLIK VE MUTLULUK DOLU NİCE BAYRAMLARA!
Bir zaman büyükşehir beledeiyeleri bayramlarda ulaşımı bedava yapardı. Herhalde şimdi de öyledir.
Bugün de Japon Demiryolları (JR) bize kıyak yaptı. Bugün sabahtan yolculuk bedavaydı!! Yani biz de bayram yaptık.
Şaka bir yana, bugün çok tarihsel bir gündü. Bilet gişelerine elektrik veren şebekede arıza olunca, sabahın en yoğun saatlerinde istasyonları kalabalıklaştırmak istemeyen JR gişeleri bedava yaptı. Şimdiye kadar hiç şahit olmadığım birşeydi. Japonya'da da böyle şeyler oluyor yani.
Bir zaman büyükşehir beledeiyeleri bayramlarda ulaşımı bedava yapardı. Herhalde şimdi de öyledir.
Bugün de Japon Demiryolları (JR) bize kıyak yaptı. Bugün sabahtan yolculuk bedavaydı!! Yani biz de bayram yaptık.
Şaka bir yana, bugün çok tarihsel bir gündü. Bilet gişelerine elektrik veren şebekede arıza olunca, sabahın en yoğun saatlerinde istasyonları kalabalıklaştırmak istemeyen JR gişeleri bedava yaptı. Şimdiye kadar hiç şahit olmadığım birşeydi. Japonya'da da böyle şeyler oluyor yani.
01 Ekim 2007
Bir gecelik ağalık
Tokyo'ya gelmiş herkesin bildiği gibi Tokyo çok kalabalık bşr şehirdir. Kalabalık trenlerde geçen zaman, uzun çalışma saatleri gittikçe stres birikimi yapar.
Haftasonları kaçamakları yapmak ve Tokyo dışında haftasonlarını geçirmek çok çekici, adeta kaçınılamaz hale gelir. Shinkansene atlarsın, iki saatte "taşradaki" kasabalarda bulursun kendini. Bu kaçamakların benim için en vazgeçilmez tarafı Japon stili han ya da oteller, "ryokan"lardır.
12 yıl önce ilk defa ryokanda kaldığım zamanı hatırlıyorum. Izu'daki Shuzenji kaplıca (onsen) kasabasında. Çok rahat hissetmiştim kendimi. Sonraları pek çok ryokanda kaldım ve aralarındaki benzerlikleri, farkları gözlemleme, yaşama fırsatı buldum. Her ryokan misafirperliğin, oda dekorasyonun, akşam yemeklerindeki sunumun ve banyonun özel bir kombinasyonunu sunar. Turizm ve otelcilik işindeki herkesin bildiği gibi misafirperverlik ryokanları birbirinden ayıran en önemli özellik. Ryokanlardaki misafirperverlik oldukça resmi - insanı sıkmayan cinsinden. Misafirler ev sahibi, ağası gibi hisserderler kendilerini. Detaylara gösterilen özen, servisteki herşeye imzasını atar ve bunların hepsi personelin saygılı gülümsemesiyle pekişir.
Ryokanlarda kaldığım zaman hep kendimi ağa gibi hissederim ben de. Hizmetçi ve uşakların emrime amade olduğu büyük bir evin sahibi. Bu ağalık bir gecelik olsa da, ryokandan çıkış zamanı haftanın sıkıcı tekdüzeliğine dönüşün habercisi olsa da, oradaki zamanın tadını çıkarırım, hep sürecekmiş gibi. Zaten büyük başın büyük derdi, böyle büyük tek bir evin sahibi olmak ve sorumlulukla boğuşmak yerine, her seferinde bir başka evin geçici ağası olmak daha iyi.
Sihir bitse de sıkışık trenlerde Pazartesi işe giderken son ağalık tecrübesini hatırlar ve bir dahaki kaçışı düşlerim.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)