Bugun internette dolanirken Videos of Turkey sitesinde Barıs MANCO in Japan baslikli videoya rastladim. Tanitim resmi beni adeta soke etti: Cunku iste Barış Manço Soka Gakkai lideri Daisaku Ikeda ile kucaklasiyordu, ve Ikeda-san'in elinde Turk ve Soka Gakkai bayraklari vardi.
90"li yillarda Barış Manço'nun Japonya konserleri cok buyuk sukse yapmisti. Barış Manço'nun ununun taa Japonyalara kadar gittigini soyleyip Turk popunun gucunden bahsedenler vardi. Buna hala inaniliyor saniyorum.
Isin icinde baska seyler oldugunu soyleyenler de cikti. Ama simdi biliyoruz ki, aslinda Barış Manço konserler zinciri Soka Gakkai tarafindan duzenlenmisti. Salonlari dolduran pek cok orta yasli teyze ve amca da Soka Gakkai "muridi"ydi. Konser videosu bunun en guzel kaniti. Salondaki Soka Gakkai'nin Romanya bayragina benzer bayragina dikkat edin. En son sahne en can alicisi: Barış locada Daisaku Ikeda ile kucaklasmadan once avucundaki yazilari okuyor: "banzai toruko" (yasasin Turkiye), "Ikeda kaicho banzai" (yasasin Ikeda baskan).
Soka Gakkai Japonya'daki orgutlu Budist bir dini organizasyon. Muritleri milyonlar seviyesinde. Tam olarak ne sekilde finanse edildiklerini bilmiyorum, ama uye olanlardan buyuk miktarda bagis toplandigini, budizme ait belli sembollerin ve ibadet araclarinin da yuksek fiyatla satildigini biliyorum. Soka Gakkai'in yayin organi SGI-Soka Gakkai International (SGI) web sitesinde soyle deniyor: "SGI-Soka Gakkai International (SGI) is a Buddhist network that actively promotes peace, culture and education through personal change and social contribution." Soka Gakkai ayni zamanda Japonya'nin 3. buyuk partisi ve Koizumi'nin koalisyon ortagi New Komeito'nun kurucusu. Kometo'nun web sitesindeki FAQ'da de bu konuya aciklik getiriliyor.
Soka Gakkai'nin konserleri duzenledigi SGI'da yazili. Barış Manço konserleri haberi SGI'da su baslikla altinda verilmis: "An overview of the global activities of SGI-affiliated cultural and educational institutions." Yazinin devaminda Barış Manço konserleri tanitilmis. Soka Gakkai icin kendilerini tanitma ve dunya evrensel kultur degisimine katki firsati. Muritler icin birlik beraberlik yaratma firsati.
Yalnis anlasilmasin. Barış Manço'yu cok severim, sarkilerini da kendisini de. Cocuklugumun bir parcasi. Soka Gakkai tarafindan konser vermek icin davet edilmesi de buyuk bir basari. Ama Japonya "basarisinin" gercegini de unutmamak gerek. Barış Japonya'da unlu degildi, simdi de degil. Olay biraz "al gulum ver gulum" davasi.
"Ortak Renkler", ortak renklerimiz. Bu sayfaları okuyanlar belki kendilerinden bir şeyler bulacaklar benim renklerimde.
07 Mayıs 2006
06 Mayıs 2006
Makoto Shinkai- The Voices of a Distant Star
Fan Club
Iki ortaokul sevgilisi isik yillari kadar birbirinden uzak kalirsa ne olur? Izafiyet teorisinin uygulamasi temelinde, ask ve anime savas sahneleri. Bunun yaninda iki sevgilinin duygulari ve gelisimleri oldukca siradisi. Ozellikle de bitis cumlesi.
Bunun yaninda bazi seyler goze batiyor. Ornegin 2040'li yillarda kullanilan cep telefonlarinin temeli 2001-2002deki siyah-beyaz kucuk ekranli modeller. Bunlar 2006'da bile coktan demode oldu. Tokyo'daki yasam, okul falan da 2040-50'lerde ayni kalmasi da bir baska goze batici. 15 yasindaki kizin Birlesmis Milletle rgucune secilmesi de. Ama bunlar aslinda cok onemli degil. Onemli olan animenin orijinalligi.
Usta Shikai, Miyazaki-san fan'iymis. Kestirmek zor degil. Kendi sitesi (Japonca) filmlerden sahneler var, bakmanizi oneririm. Ingilizce bir sitede de ayrintili resimler ve hikayenin tercumesi var.
Iki ortaokul sevgilisi isik yillari kadar birbirinden uzak kalirsa ne olur? Izafiyet teorisinin uygulamasi temelinde, ask ve anime savas sahneleri. Bunun yaninda iki sevgilinin duygulari ve gelisimleri oldukca siradisi. Ozellikle de bitis cumlesi.
Bunun yaninda bazi seyler goze batiyor. Ornegin 2040'li yillarda kullanilan cep telefonlarinin temeli 2001-2002deki siyah-beyaz kucuk ekranli modeller. Bunlar 2006'da bile coktan demode oldu. Tokyo'daki yasam, okul falan da 2040-50'lerde ayni kalmasi da bir baska goze batici. 15 yasindaki kizin Birlesmis Milletle rgucune secilmesi de. Ama bunlar aslinda cok onemli degil. Onemli olan animenin orijinalligi.
Usta Shikai, Miyazaki-san fan'iymis. Kestirmek zor degil. Kendi sitesi (Japonca) filmlerden sahneler var, bakmanizi oneririm. Ingilizce bir sitede de ayrintili resimler ve hikayenin tercumesi var.
20 Nisan 2006
Utada Hikaru'dan Keep Tryin'
Keep Tryin', Utada Hikaru'nun son sarkisi. Icimizden insanlarin hikayesi. Sebat edin, denemeye devam edin, diyor. "Gelin hanim, teyzeler, amcalar, ofis iscileri sebatla denemeye devam edin."
Ask icerikli sarkilar nedense Turkce sarkilarin ana konusu eskiden beri. Belki en temel, en eski, en derinlerdeki acilarimiz askla ilgili oldugu icin. Yalnizca Turkcede degil, diger diller de, diger ulkelerde de.
Bazen iste Hikki'ninki gibi sarkilar baska dertlere de deva oluyor.
3-4 yil once, ekonomik depresyonun sokaklarda hissedildigi, isten cikarilan orta yastaki amcalarin sapir sapir intihar ettigi yillarda "Ashta ga aru" (Yarin Var) liste basi oluvermisti. Insanlara umut verdi. Iste onun gibi.
Su anda Google Video'da Tarkan'in Asik Veysel Uyarlamasi "Uzun Ince Bir Yoldayim" i dinliyorum. Iste yine gundelik yasamdan, daha uzun "menzilli", cok uzun zaman dinlense de bikmayacak sarki.
Bunun gibi iste.
15 Nisan 2006
Evsizleri insan yerine koymamak
Abe Kobo'nun Kutu Adam (Hako Otoko) kitabinda surekli kutu icinde yasayan bir adamdan bahsedilir. "Bu belirsiz, anonim kişilik toplumsal baskıdan korunmak için kendi ile başkaları arasına bir ekran yerleştirmiştir; kutu ise, onun için hem güven verici hem de koruyucudur. Acı çekmesine ve yapayalnız olmasına rağmen mizaha ve hatta aşka da yetkindir."
Tokyo'da cok buyuk bir evsizler ordusu vardir. Ueno ve Yoyogi parklarinin sinirlarinda mavi cadirlar hemen goze carpar. Bati Shinjuku'da buyuk binalarin altinda da. Inanilmaz duzenleri vardir. Kimi cadir ve kutularin kapilari vardir. TV'ler, radyolar, isiticilar. Bazilari o kadar sansli degil. Bizim istasyon binasinin kenarindakiler genelde kuru bir battaniye ustunde yatar.
Ama ortak yanlari toplum disinda itilimislikleridir. Genelde Japonlar bu insanlari gormezden gelmeyi secerler. Gecerde mesela yolun kenarinda yatan biri vardi, olmus ya da hasta olan da vardi, esyalari biraz etrafa sacilmisti. Ama kimse ilgilenmedi, gormezlikten gelmeyi sectiler herzamanki gibi.
Gecen ay ergenlik cagindaki gencler bir evsizi yakarak (sanirim barinagina molotof konkeyli atarak) oldurmus. Mahkemede pismanlik bile duymamislar. "Oyle birinin yasamasi ile olmesi bir" demisler. Baska bir yerdeki bir olayda doverek bir evsiz adamjagizi oludurmus gencler. Baska bir olayda ise Tokyo'da Sumida nehrinde yuzmeye zorlamislar bir baska adamcagizi, adam olmus.
Tabii bunlar buyuk genellemeler yapmaya izin vermez ama yine de buyuk bir carpiklik var ortada. Belki de toplumun kaliplarindan yorulup disarda yasamak isteyen insanlar, bu insanlara hic bir merhamet ve dikkat gostermeyen toplumun buyuk bolumu, ve simdi de sadistliklerini bu insanlarda deneyen ruhsuz gencler.
Cok yalnis birseyler var bu iste. Japonya'daki cozemedigim celiskilerden biri.
02 Nisan 2006
Tokyo'nun dogusu, batisi
Bir sehre ilk gelenler, once sehrin merkezini bulmaya calisirlar haritalarindan, rehber kitaplarindan. Tokyo'ya ilk gelenler icin Tokyo'nun merkezi bulmak zordur. Cunku Tokyo'nun tek merkezi yoktur. Tokyo cok merkezli bir metropolistir. Belki de Tokyo'nun gecmisinden kaynaklanan bir sey, birbirine trenle, metroyla bagli kasabalar, semtlerden olusur.
Her bir semt icin aslinda yazacak cok sey var. Ozel dukkanlar, semt sakinlerinin ozellikleri, yemek yenecek yerler falan.
Benim icin oncelikle Tokyo dogu ve bati diye ayrilir. Kuzey ve guney diye de ayriliyor sanirim, sma ben kuzey Tokyo'yu cok bilmem. Sanirim Ikebukuro civarindan kuzeyi Saitama'ya daha yakin. Dogu ve bati Tokyo nerde birbirinden ayrilir? Bence Akihabara'da. Bazilarina gore Suidobasi'de. Bati Tokyo benim icin surekli yenilenen son moda yerleri, kiyafetleri, egilimleri ve "oshare" (son moda, sik tarz) insanlari ifade eder. Bati Tokyo Avrupalidir. Ginza'da gece kiyafetleri giyilir, Ginza martiniyi, klasli yetiskinligi, parayi, cagristirir. 60larin, 70lerin takim elbiseli, sigara dumanli, ampullu-neonlu havasi sokaklardadir. Omotesando genctir, yabacidir, genistir, Meiji Jingu'nun golgesi ana caddededir. Sokak icleri sanatci yatagidir, kafelerde yazin rehaveti vardir. Gecelere sarap kadehinden bakilir. Shibuya teen'dir. Gurultu patirdi, birbirine girmis kalabalik, kisch modanin merkezidir. Harajuku, Omotesando ve Shibuya'nin karisimidir. Shinjuku 90larin yuksek yuksek cam binalari, 70lerin kucuk dokuntu dukkanlari ve dogusundaki bar ve klupleriyle Tokyo'nun kucuk bir ozeti gibidir. Daha batida Kichijoji, Shimokitazawa, Nakano falan kendilerine ozgu kucuk merkezlerdir. Hele Shimokitazawa kucuk butikleri, tiyatro, sanat atolyeleri ve envayi cesit dukkanlariyla yetiskinlige erismis Harajuku'nun gencleri icidir. Kivrimli yollarinin her kosesinde bir giz vardir, ama uyandirdigi hissin aksine, yolar denize cikmaz.
Dogu Tokyo Akihabara'da baslar (benim icin). Cilgin elektronikciler, korsan programlar, ikinci ya da birinci el harike bilgisayarlar, maid kafeler'le Tokyo'nun en kendine ozgu merkezlerindendir. Doguya dogru gidince ilk merkez turistik klasik Asakusa'dir. 2. Dunya Savasi oncesi onemli yasam merkezlerinden olan Asakusa, simdilerde Sensoji tapinagi ve hala unlu lokanlatalariyla kalabaliklari kendine cekiyor. Sumida nehrinden Odaiba'ya gitmek de cok kolay! Asakusa'da insan dogu Tokyo'yu hissetmeye baslar. Zaman biraz durmus gibidir. Dukkanlar o kadar steril degildir, insanlar da gunumuzu biraz gerilerden takip eder gibidir. Edo devri gibi degildir tabii, ama yine de zaman biraz durmus gibidir. Ryogoku benim icin cok ozeldir. Ilk defa sushi yedigim yer sanirim burasidir (1993'te Tokyo Edo Muzesi gezisdi sirasinda). Muzeden baska en onemli olay sumo gures arenasi ve yazin duzenlenen havai fisek festivalidir (Sumida Nehri Havai Fisek Yarismalari Festivali.) Sonra sira doguya gittikce Kinshicho, Shinkoiwa ve Koiwa gelir. Koiwa'nin otesi artik Chiba'dir. Tokyo sinirlarindan cikilir. Bu 3 merkez biraz birbirine benzer. Koiwa'da etnik Koreli azinlik coktur. Hangulca ilanlarini asmis lokanta, klup ve bakkallar dikkat ceker. Bu 3 merkezin ortak ozellikleri pasli, eski, batili ozentisi ama kisch havalari, yakuza elindeki pachinko dukkanlari, erkek ya da kadinlara ozgu "pavyonlari" dir. Dogu Tokyo'da "chinpira" coktur. Chinpira nasil Turkce'ye cevrilir bilmem. Sanirim serseri falan gibi. Ama burda genelde biraz kenarda kosede kalmis, yakuzayi cagristiran isler yapan, kisch kiyafetler giyen (altin zincirler, beyaz/siyah rugan ayakkabilar, koyu renk bol takim elbileseler, kumu sac rengi vb.) erkek "guruhunu" ifade eder.
Birbirine gelir duzeyi ve yasam tarzi cok yakin gibi gorunen Japonlar arasinda iste biyle farklar olabiliryor. Chinpira Tokyo ile Oshare Tokyo gibi...
Her bir semt icin aslinda yazacak cok sey var. Ozel dukkanlar, semt sakinlerinin ozellikleri, yemek yenecek yerler falan.
Benim icin oncelikle Tokyo dogu ve bati diye ayrilir. Kuzey ve guney diye de ayriliyor sanirim, sma ben kuzey Tokyo'yu cok bilmem. Sanirim Ikebukuro civarindan kuzeyi Saitama'ya daha yakin. Dogu ve bati Tokyo nerde birbirinden ayrilir? Bence Akihabara'da. Bazilarina gore Suidobasi'de. Bati Tokyo benim icin surekli yenilenen son moda yerleri, kiyafetleri, egilimleri ve "oshare" (son moda, sik tarz) insanlari ifade eder. Bati Tokyo Avrupalidir. Ginza'da gece kiyafetleri giyilir, Ginza martiniyi, klasli yetiskinligi, parayi, cagristirir. 60larin, 70lerin takim elbiseli, sigara dumanli, ampullu-neonlu havasi sokaklardadir. Omotesando genctir, yabacidir, genistir, Meiji Jingu'nun golgesi ana caddededir. Sokak icleri sanatci yatagidir, kafelerde yazin rehaveti vardir. Gecelere sarap kadehinden bakilir. Shibuya teen'dir. Gurultu patirdi, birbirine girmis kalabalik, kisch modanin merkezidir. Harajuku, Omotesando ve Shibuya'nin karisimidir. Shinjuku 90larin yuksek yuksek cam binalari, 70lerin kucuk dokuntu dukkanlari ve dogusundaki bar ve klupleriyle Tokyo'nun kucuk bir ozeti gibidir. Daha batida Kichijoji, Shimokitazawa, Nakano falan kendilerine ozgu kucuk merkezlerdir. Hele Shimokitazawa kucuk butikleri, tiyatro, sanat atolyeleri ve envayi cesit dukkanlariyla yetiskinlige erismis Harajuku'nun gencleri icidir. Kivrimli yollarinin her kosesinde bir giz vardir, ama uyandirdigi hissin aksine, yolar denize cikmaz.
Dogu Tokyo Akihabara'da baslar (benim icin). Cilgin elektronikciler, korsan programlar, ikinci ya da birinci el harike bilgisayarlar, maid kafeler'le Tokyo'nun en kendine ozgu merkezlerindendir. Doguya dogru gidince ilk merkez turistik klasik Asakusa'dir. 2. Dunya Savasi oncesi onemli yasam merkezlerinden olan Asakusa, simdilerde Sensoji tapinagi ve hala unlu lokanlatalariyla kalabaliklari kendine cekiyor. Sumida nehrinden Odaiba'ya gitmek de cok kolay! Asakusa'da insan dogu Tokyo'yu hissetmeye baslar. Zaman biraz durmus gibidir. Dukkanlar o kadar steril degildir, insanlar da gunumuzu biraz gerilerden takip eder gibidir. Edo devri gibi degildir tabii, ama yine de zaman biraz durmus gibidir. Ryogoku benim icin cok ozeldir. Ilk defa sushi yedigim yer sanirim burasidir (1993'te Tokyo Edo Muzesi gezisdi sirasinda). Muzeden baska en onemli olay sumo gures arenasi ve yazin duzenlenen havai fisek festivalidir (Sumida Nehri Havai Fisek Yarismalari Festivali.) Sonra sira doguya gittikce Kinshicho, Shinkoiwa ve Koiwa gelir. Koiwa'nin otesi artik Chiba'dir. Tokyo sinirlarindan cikilir. Bu 3 merkez biraz birbirine benzer. Koiwa'da etnik Koreli azinlik coktur. Hangulca ilanlarini asmis lokanta, klup ve bakkallar dikkat ceker. Bu 3 merkezin ortak ozellikleri pasli, eski, batili ozentisi ama kisch havalari, yakuza elindeki pachinko dukkanlari, erkek ya da kadinlara ozgu "pavyonlari" dir. Dogu Tokyo'da "chinpira" coktur. Chinpira nasil Turkce'ye cevrilir bilmem. Sanirim serseri falan gibi. Ama burda genelde biraz kenarda kosede kalmis, yakuzayi cagristiran isler yapan, kisch kiyafetler giyen (altin zincirler, beyaz/siyah rugan ayakkabilar, koyu renk bol takim elbileseler, kumu sac rengi vb.) erkek "guruhunu" ifade eder.
Birbirine gelir duzeyi ve yasam tarzi cok yakin gibi gorunen Japonlar arasinda iste biyle farklar olabiliryor. Chinpira Tokyo ile Oshare Tokyo gibi...
30 Mart 2006
Sakura zamani
Iste beklenen zaman geldi. Haftasonu bir yigin sakura partisi beklenirken,
bu hafta basinda sakuralar kis uykusundan uyaniverdi. Persember ve Cuma
hava soguk olacak gibi. Cumartesi sabahina kadar beklerlerse ben de merakli
ve istekli Japonlarin arasina "hanami" (cicek seyretme, ama aslinda sakura seyretme "piknigi" gibi) olayina katilacagim. Iki Yoyogi ikincisi Shijuku Gyoen Parkinda iki piknigim var.
Dun sirketin yan tarafindaki mutevazi shinto tapinagina tirmandim oglen tatilinde. Sakuralar tum ihtisamlariyla acmislardi. Havada harika bir sakura kokusu vardi. Tabii sakura oyle buram buram degil, belli belirsiz, hafif bayginca acan bir cicek oldugu icin cok sansli oldugumu dusundum. Yan banklardan birinde bizim sirketten bir ayaklarini banka uzatmis uyuyordu. Baska bir sirkette calisan, aralarinda iki Amerikalinin da oldgu genc bir grup obentolariyla geldiler.
Yilin bu ender olayi, sakuralarin acmasinin keyfini kitabimi okuyarak cikarmaya basladim. Kisa suren sefayi kutlamanin sevinci ve sonun yakin oldugunu bilmenin huznu ile bir iki dakikanin zevkini uzunca, aklima kaziyarak cikardim.
Derken yan banka gencten biri oturdu. Sigarasini cikardi ve yakti. Bu sakurarlarin ender kokusuyla gecirdigim asude oglen tatili de boylece sona ermis oldu.
27 Mart 2006
Japonca sarki soylemenin zevki
Japonca'yi ilk dinledigim, ilk duydugum zaman "taka taka" gibi, makinali tufek gibi gelmisti. Bunun nedeni tabii ki, Japoncanin ses yapisiydi. "N"N sesinden baska kapali hece yok. Bir de gunluk konusma dilinde "masu", "desu" hecelerinden sondaki "u" sesinin dusmesi sonucu fiilerin kibar konusma formunda "s" sesiziyle bitmesi.
Ama hecelerin acik olmasi sarki soylerken o kadar buyuk bir avantaj ki! Tum Japonca sarklilar Japoncanin bu ozelliginden bol bol yararlaniyor. Nefesi birakacagin yeri bulmak hic zor degil. Sarkilarda bagir bagira bildigin kadar. Turkce'de "seninle", "sevda", sesliyle biten fiil sonlarini ustaca kullanmak gerek. Ama Japonca'da olanak cok bol.
Karaoke'de Japonca sarki soylemek bu yuzden cok cok rahatlatici. Sarki soylemek sesi kotu olanlar icin iskence olsa da, bunu dert etmeyenler icin, "bagir bagirabildigin kadar." Su sarki ornegin: "kona--- yuki----." Uzata uzata...Tadina vara vara.
Ama hecelerin acik olmasi sarki soylerken o kadar buyuk bir avantaj ki! Tum Japonca sarklilar Japoncanin bu ozelliginden bol bol yararlaniyor. Nefesi birakacagin yeri bulmak hic zor degil. Sarkilarda bagir bagira bildigin kadar. Turkce'de "seninle", "sevda", sesliyle biten fiil sonlarini ustaca kullanmak gerek. Ama Japonca'da olanak cok bol.
Karaoke'de Japonca sarki soylemek bu yuzden cok cok rahatlatici. Sarki soylemek sesi kotu olanlar icin iskence olsa da, bunu dert etmeyenler icin, "bagir bagirabildigin kadar." Su sarki ornegin: "kona--- yuki----." Uzata uzata...Tadina vara vara.
21 Mart 2006
Japonya'da dogalligin garip tezahurleri
Japonya'daki kulturel gariplerin benim icin ilki Tokyo'dan shinkansen'e bindigim zaman olmustu. Yan koltuktaki Japonlar ayakkabilarini cikardilar, koltuklara bagdas kurdular ve agizlarini sapirdata sapirdata "obento" (lunch-box, sefer tasindaki yemek) yemege basladilar.
Onsenlerdeki (kaplica) dogal ciplakliga hemen alistim. Cunku zaten herkes ciplak.
Sehirlerdeki insanlar dogadan oldukca uzakta. Trenler, alisveris merkezleri, celik-cam binalar.
Ama reklamlar surekli dogallik uzerine. Iste gecenlerde soyle bir bira reklami: sikis tepis bir trene elinde cantasiyla binen is adami, kutu birasini acar. Zevkle icmeye baslar. Bir anda bir nehir kenarinda bir genc kizla beraberdir. Birayi aslinda kizin elinden icer. Pantolon pacalarini sivar, ayaklarin dizlerine kadar suya sokar ve "ferahlayarak" birasini icer. Karizma onemli degil.
Onsenlerdeki (kaplica) dogal ciplakliga hemen alistim. Cunku zaten herkes ciplak.
Sehirlerdeki insanlar dogadan oldukca uzakta. Trenler, alisveris merkezleri, celik-cam binalar.
Ama reklamlar surekli dogallik uzerine. Iste gecenlerde soyle bir bira reklami: sikis tepis bir trene elinde cantasiyla binen is adami, kutu birasini acar. Zevkle icmeye baslar. Bir anda bir nehir kenarinda bir genc kizla beraberdir. Birayi aslinda kizin elinden icer. Pantolon pacalarini sivar, ayaklarin dizlerine kadar suya sokar ve "ferahlayarak" birasini icer. Karizma onemli degil.
12 Mart 2006
Yabancilardan da Shinto rahibi oluyormus!
Gecen gun Avustralyali bayan bir arkadasla konusuyorduk. Tokyo'nun batisindaki Takao daginin yakinlarindaki bir baska dagdaki Shinto tapinaginda rahiplik (kanushi) yaptigini soyledi. Ben cok cok sasirdim, cunku Shintoizm Japonlara ozgu bir din diye dusunmustum, Budizm evrensel olsa da.
Once nereden aklina geldigini sordum. Megerse dagi yapilasma ve modernlestirmeden korumaya calisan cevrecilerin parlak bir fikriymis bu: tepedeki ufak shinto tapinagi aktif olarak ibadete acilirsa dagin korunma altina alinmasi mumkunmus. Boylece bizim arkadas da bu ise gonullu olmus. Japon ya da Shinto olmak gibi bir zorunluluk yokmus. Onemli olan belirli seremonileri eksiksiz yerine getirmeyi ogrenmekmis. 5 gunluk bir egitim sonrasi sinav varmis. Arkadas ilkinde cakmis, ikincide gecmis. Simdi arada bir dag basindaki torenlerde rahiplik yapiyormus. Hem bayan, hem yabanci!! Bu tur vesilerle etrafta pek cok tapinagin destekcisi yabanci birikmeye baslamis. Japonlar ve yabancilar arasinda ayrim olmadan torenler artmaya baslamis.
Once nereden aklina geldigini sordum. Megerse dagi yapilasma ve modernlestirmeden korumaya calisan cevrecilerin parlak bir fikriymis bu: tepedeki ufak shinto tapinagi aktif olarak ibadete acilirsa dagin korunma altina alinmasi mumkunmus. Boylece bizim arkadas da bu ise gonullu olmus. Japon ya da Shinto olmak gibi bir zorunluluk yokmus. Onemli olan belirli seremonileri eksiksiz yerine getirmeyi ogrenmekmis. 5 gunluk bir egitim sonrasi sinav varmis. Arkadas ilkinde cakmis, ikincide gecmis. Simdi arada bir dag basindaki torenlerde rahiplik yapiyormus. Hem bayan, hem yabanci!! Bu tur vesilerle etrafta pek cok tapinagin destekcisi yabanci birikmeye baslamis. Japonlar ve yabancilar arasinda ayrim olmadan torenler artmaya baslamis.
04 Mart 2006
Maid Cafe: "Efendim bugun isten yorgun gelmissinizdir."
Tokyo'ya gelip de Akihabara'ya gitmeyen yabanci yoktur. Elektronik esyanin bollugu, dukkanlarin, daha dogrusu birbirine yapisik elektronik esya hipermarketlerin curcunasi, neonlar, insanin gozlerini kamastirir. Eskiden beri bilgisayar oyunlari ve anime satilirdi. Simdiler de Akihabara "otaku" (Ing. "nerd" olur herhalde) denen icine kapali, anime ve oyun seven, insanlarla iliski kurmayi sevmeyen tiplerin merkezi oldu iyiden iyiye. Animelerle yetinmeyen otaku'lar simdi de animelerdeki abartili tiplerin gercek hayat versiyonlariyla egleniyorlar: hizmetciler dunyasi. Ama hizmetciler hep kucuk genc kadinlar. Akihabara'da "Maid Cafe"ler oldukca yaygin. Kiyafetler 19. yy hizmetci kiyafeti. Hizmetcilerin soyledikleri sozler, ve kosulsuz teslim cazip geliyormus. Iste Cafe Mailish. Simdi ayak masaji yeren yerler de var mis: MaiFoot.
Kiyafet satan yerler simdilerde elektronikciler carsinda, neonlarin arasinda. Liseli kiz kostumleri ve hizmetci kiyafetleri Japonlarin en sevdigi fantazilerden biri icin: kosupurei, yani costume play. Simdilerde Japonya disinda da anime, manga kulturuyle beraber kosupurei de yayginlasiyor.
Insanlar baska birinin maskesinde kendi olabiliyor bazen. Ya da maskeli insanlarla iliski/arkadaslik kurarken.
Kiyafet satan yerler simdilerde elektronikciler carsinda, neonlarin arasinda. Liseli kiz kostumleri ve hizmetci kiyafetleri Japonlarin en sevdigi fantazilerden biri icin: kosupurei, yani costume play. Simdilerde Japonya disinda da anime, manga kulturuyle beraber kosupurei de yayginlasiyor.
Insanlar baska birinin maskesinde kendi olabiliyor bazen. Ya da maskeli insanlarla iliski/arkadaslik kurarken.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)