23 Haziran 2008

Japonlar içecekte fırsatları hiç kaçırmaz

Daha önce de Japonya'daki içecek sektörünün dinamizminden, ürünlerin çeşitliliği ve değişimin sıklığından bahsetmiştim. Çareleri tüketmiyorlar gerçekten.

Bu sefer InfoKapital'de "Ekonomik darlıkta yaratıcılık ve fırsatlar" konusunda yazdım.

Yorumlarınızı yine beklerim!

6 yorum:

Adsız dedi ki...

Bence hiç yakalanmasın o oran Taylan. İçkiden yarar gören kimse olmamıştır ama yıkılan ve dağılan çok insan gördüm. Şimdi diyeceksin ki, e o zaman adabıyla içsinler bişey olmaz. Bu pislik reçeteyle içilmiyor ki sınırı olsun. Başlayınca bir kere devamı geliyor.

TanAkaN

emre dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
Taylan dedi ki...

Emre, TanAKan,

İkinizin de son yorumlarınızı silmek amacıyla bilgisayarı açtım aslında. Bugün, dün yazdıklarınıza bir bakın lütfen. Eğer en ufak bir düzetme yapmak ihtiyacı hissederseniz ya da daha iyisi ileri gittiğinizi hissederseniz sileceğim. Ya da konu uzarsa, başkaları da sizin yorumlarınıza yanıt verirse. Eğer tüm bunlardan bugün memnunsanız, herşey böyle kalsın.

Daha önce de belli bir uyarı yapmıştım, lütfen bundan sonra yorum yazarken göz önünde bulundurun:

1- Ben bu blog'u oldukça severek yazıyorum ve amacım Japonya'daki yaşamı aktarmak. Yargılamadan kendi görüşlerimi aktarmaya çalışıyorum. Siz de görüşlerinizi aktarırken kendiniz için değil aynı zamandaki diğer okuyucular, katılımcılar için yazdığınızı unutmayın.

2- Bu seferki yazı aslında iş hayatıyla ilgiliydi. Bu yüzden InfoKapital'de ayrıntıları yazdım. Aslında aktardığım haber alkollü içki pazarının ötesinde bir "business case"di. Yani sektör ya da üründen bağımsız olarak, hangi koşullarda, ne olmuş da Japonlar yeni ürün ve hizmet geliştirmişler konusunu işlemekti önemli olan. Konulara olabildiğince geniş açılardan bakarsak bir gün biz de CEO olduğumuzda, ya da danışman olarak müşterilerimize çözüm önermemiz gerektiğinde elimizin altında kullanacağımız "bilgi" olur. İçki falan yalnızca "vesile."

3- İş dünyasında da çokça tavsiye edilen yazışma kuralı şudur: Bir konuda duygusallaştığınızı hissederseniz SAKIN hemen yazıp göndermeyin. Önce sakinleşin, derin nefes alın. Sonra yazın. Emin olamıyorsanız 24 saat bekleyin, sonra gönderin. Yazdığınız şeylerin gereksiz sıfatlar ya da yargılamalar ("aptalca", "terbiyesiz", "geri kalmış" vb.) içermediğinden emin olun. Bunlar mesajın içeriginde olmamalıdır. Yazılı iletişime "noise", gürültü katar ve fikir alışverişini durdurur. Bu örnekte de bunu gördük. Ana konu bırakıldı, yan konulara dalındı.

Hillary neden kaybetti ve düne kadar ismi bile bilinmeyen Obama adaylığı kazandı? Bill Clinton'ı bu kadar başarılı yapan neydi? Pek çok faktörün yanında "cool" olduklarını ve asla iletişimde duygusallığa kaçmadıklarının altını çizmek isterim.

Adsız dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.
emre dedi ki...
Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.